VERAVİNİ

 

VERAVİNİ

 

 

Sa’deddîn-i Verâvinî, beliğ ve güçlü Farsça yazarlardan ve Merzbân-nâme kitabını Taberîceden[1] Farsçaya tercüme eden ikinci kişi olup önemli Farsça sa­natlı nesir eserlerinden ve Kelîle ve Dimne tarzına göre, kıssa, mesel ve hikmet konularını içermektedir. İçindeki konular, vahşi hayvanlar, kuşlar, dev, peri ve insan ağzıyla açıklan­mıştır.

Bu kitabın iki tercümesi elde mevcuttur. Birincisi, bir süre Anadolu Sel­çuk­lularından Suleymân Şah b. Kılıç Arslan’ın (588-600/1192-1204) katipliğini ya­pan Anadolu şehirlerinden olan Maltiye (Malatya) şehrine mensup Muhammed b. Malatyevî’ye ait olup tercü­mesini 598/1202 yı­lında sona erdirmiş ve Ravzatu’l-‘Ukûl diye adlan­dırmıştır. İkincisi de VI/XII. yüzyıl sonları ve VII/XIII. yüzyıl başları­nın yazıcılarından olan Sa’deddîn-i Verâvinî’ye ait olan tercümedir. Birincisinden birkaç yıl sonra ve onun yaptığından haberi olmaksızın düzenlemiş ve onun esas ismini seçerek Merzbân-nâme adını vermiş­tir.

Verâvinî’nin yaşamı konusunda elde yeterli bilgi yoktur. Sa­dece Merzbân-nâme’nin Mukaddime ve Hatimesinden onun Âzerbay­can Ata­bek’i olan Atabek Özbek b. Muhammed’in (607-622/1210-1225) vezirle­rinden Hâce Rebîbeddîn-i Hârûn’un hizmetçilerinden ol­duğu belli ol­maktadır. Bu söz konusu Rebîbeddîn, Harezmşahlı Sultan Celâleddîn’in Atabek Özbek’e üstün gelmesiyle vezaretten azledildi. Muhammed b. Ahmed-i Nesâî’nin Sîret-i Celâleddîn-i Menkebernî adlı kitabında yazıldı­ğına göre, 624/1227 yılına kadar hayatta idi. O, Faziletli ve fazi­let ehlini seven bir kişi olup Verâvinî’nin işaret ettiğine göre, deği­şik türde ki­tapları kapsayan güvenilir bir kütüphaneyi Teb­riz’de kurmuştu. Verâvinî, Merzbân-nâme’yi bu bilimsever vezirin adına yazmış ve onun hizmet­lisi oldu­ğundan dolayı da bir süre Teb­riz’de yaşamış, doğum yeri de Scheffer’in ikinci ciltte seçmiş olduğu Farsça kıtalara göre, Yâkût’un Mucemu’l-Buldân’da Eher’e bir menzil uzaklıkta bir kasaba olarak nitele­diği “Verâvî”dir.

Merzbân-nâme’nin Verâvinî tarafından tercüme ve tezhib ediliş tarihi tam olarak bilinmemektedir. Fakat kesin olarak 607-622/1210-1225 yılları ara­sında gerçekleşmiş olmalıdır. Zira kitabın son bölümünde kendisi, Öz­bek b. Muhammed b. Îldeniz ve onun veziri Rebîbeddîn’in ismini zikret­miştir. Atabek Özbek, 607/1210 yılından 622/1225 yılına kadar saltanat sürdürdüğünden dolayı Merzbân-nâme’nin tercüme tarihi bu yıllar ara­sında olmalıdır. Verâvinî’nin kendi açıklamasına göre, Merzbân-nâme’yi tehzib ettiği esnada “yaşlı­lık gün­leri”nde olduğundan onun doğumu da VI/XII. yüzyıl ortala­rında olmalıdır.

Verâvinî’nin Merzbân-nâme’si, dokuz bölüm, bir mukaddime ve bir zeylden oluşur. Onun Ravzatu’l-‘Ukûl ile kıyaslanmasından da anlaşılan, kitabın aslının bazı hikaye ve bölümleri bu tercümede yer almamış. Verâvinî’nin kendisi de bu konuya işaret etmiş olup bu konuda şöyle de­mektedir: “Onun tüm çevresini do­laştım ve onun sırlarının güzelliklerini İstibsâr gözüyle tam olarak gördüm, onun terkibinin tıl­sımını birbirinden ayırdım ve bunun tümünden ortaya çıkan­lardan bir özet çıkardım, gerisini de attım.”

Sa’deddîn-i Verâvinî, Merzbân-nâme’nin dibacesinde, meş­hur edebî metin­ler konusunda özellikle VI/XII. yüzyılın tanınmış ri­salecilerin Munşeâtları konu­sundaki bilgilerini açıklamakta ve kendi kitabının bir bölümünü, İsfahân Nizâ­mîye medresesinde kaldığı süre içinde düzenledi­ğini söylemektedir. İsfa­hân’da kaldığı o süre, Irak’taki ayaklanma ve za­yıflıklardan söz ettiği için ister is­temez onun bakışaçısı, Selçuklu Tuğrul b. Arslan’ın saltanat döneminden Harezm or­dularının saldırı ve kuşatmala­rından Selçuklu sultanlarının Irak’taki ihtilafları ve buna benzer değişim­lerden Harezmşahlı Sultan Muhammed’in ha­kimiyet döne­minin bir kıs­mına kadarki olayları ve değişiklikleri, yıkım ve yağ­malamalara yol açan olaylar konusundadır. Bu olaylardan sonra Verâvinî, Âzer­baycan’a döndü ve Rebîbeddîn’in himayesi altında yaşamaya başladı. Merzbân-nâme’yi tamamlayı dü­şündüğü ve dibace bölümünü adı geçen bilgili vezirin adına düzenle­diği dö­nem de bu rahatlık ve güven dönemidir. Kitabın zeylinde de onu ve Tebriz cami­sinde yaptırdığı kütüphaneyi tekrar zikretmekte­dir.

Verâvinî’nin Merzbân-nâme’si, Fars edebiyatının sanatlı, ve­zinli nesri nok­tasında tartışmasız şaheserlerinden olup VII/XIII. yüz­yıl başlarına dek gelen bu tür eserlerin başında gelen eser olarak kabul etmek mümkündür. Merzbân-nâme’nin birçok konusu orta seviyedeki sanatlı nesir sınırını aşmış olup güzel bir şiir şeklini almıştır. Verâvinî’nin bu tür konulardaki sözü, kendisinden önce sa­dece şiirde görülen yazarların kendilerini bu tür anlamları nesirde kullanmaktan uzak gördükleri teşbih ve vasıfları içer­mektedir. Ancak o, büyük ve şa­şırtıcı bir gayret ve başarıyla bu anlamları okuyucuyu zora sokmaksı­zın söz incelikleri içinde düzenleyip hikaye ve meselleri zikretmeyle iç içe bir hale getirebilmiştir. Bir kısım konularda da onun sözü icazla iç içedir ve yazarı sanatlara yöneltmek­sizin o konuları geçmektedir. Bü­yük üstatların Farsça ve Arapça şiir, hikaye ve sözleri de kitapta yeteri derecede yer almış olup bu konularda Verâvinî, kesin olarak Kelîle ve Dimne-i Behrâmşâhi’nin üslubunu örnek almıştır.

 


 

[1] Merzbân-nâme, Taberi diliyle yazılmış olup Taberistan’daki Al-i Bavend meliklerinden Espehbud Merzubân b. Şervin’in eseridir. O, bu kitabı dördüncü yy.ın sonlarında yazdı ve şu anda onun Taberice aslı elde mevcut değildir.