RAVENDİ

 

RAVENDİ

 

 

Necmeddîn Ebû Bekr Muhammed b. Ali-yi Râvendî, VI/XII. yüzyılın büyük tarihçi, yazar ve ediplerindendir. Onun Râhetu’s-Sudûr ve Âyetu’s-Surûr adlı İ’lâmu’l-Mulûk kitabı, VI/XII. yüzyıl sonları ve VII/XIII. yüzyıl başlarının önemli kitaplarından olup ister yazılış dü­zeni ve yazarın fazile­tinin çokluğu açı­sından ol­sun ister tarihî ve top­lumsal bir çok bilgiyi içer­mesi açısından olsun Moğollardan önceki Farsça kitapların en güvenilir ve en faydalı eserlerindendir.  Kâşân’a bağlı Râvend ehlindendir. Bundan dolayı da Râvendî olarak tanınmış­tır. Kendi yaşam öyküsünü, ayrıntılı bir şekilde “Kitabı düzenleyenin yaşamı ve dost ve üstatları­nın övgüsü” başlığı altında Râhetu’s-Su­dûr’da zikretmiş olup özet ola­rak şu şe­kildedir: Daha küçükken babası hayatını kaybetti. İsfahan’da yaşamakta olan ai­lesi, 570/1175 yılındaki kıtlık nedeniyle yoksullaştı. Öyle ki Muhammed, şer‘î ve edebî bilimler alanında önemli bir noktada bulunan zamanın büyük fa­zi­letlile­rinden olan dayısı Tâceddîn Ahmed b. Muhammed b. Ali-yi Râ­vendî’nin ko­ru­ması altına girdi ve on yıl kadar onun hizmetinde bulundu ve “Irak şehirle­rinin pınarları”nı aştı. Bu süre içinde dayısının yanında şer‘î, edebî ve hat bilim­lerini öğrendi. Yetmiş tür hattı öğrendi. Çok güzel öğrenmiş olduğu bu hatlarla mushaflar istinsah ederek, tezhip ve cilt tez­hibi yaparak geçimini sağladı. Bu yolla da bilimsel kitaplar elde edip za­manın alim ve şeyhlerine okur ve rivayet etme iznini alırdı. Sultan Tuğrul b. Arslan’ın hat ilmini öğrenme arzusu sardığı 577/1181 yılında Muhammed’in diğer dayısı Mahmûd b. Muhammed-i Râ­vendî, sultanın hocalığına atandı, sultanın yazdığı mushafları, Muhammed tezhib edi­yordu. Bu yolla da saraya yakın kimselerden olmuştu. Saray büyüklerin­den bir çoğu onun ve dayılarının yanında öğrenim gördüler. Tuğrul b. Arslan’ın 590/1194 yılında katledilmesin­den ve Selçuklu devletinin Irak’ta yıkılmasından sonra Râvendî, Irak’tan Anadolu’ya yöneldi ve Anadolu Sel­çuklularından Giyâseddîn Keyhusrev b. Kılıç Arslan’ın (616-634/1219-1237) hizmetine girdi. Bir süre önce yazımına başlamış olduğu Râhetu’s-Sudûr’u 599/1203 yı­lında onun adına tamamladı.

Râvendî, bu çok değerli kitapta edebî ve tarihî faydalarla dop­dolu olan Diba­cede kitabın telif sebebi ve adalet ve insafı övdükten sonra Selçuklu­lar devle­tini araştırıp irdelemiş ve onların yaptıklarını baştan itibaren ele almış. Büyük Sel­çuklular dönemi olaylarını Sencer döneminin sonuna dek ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Ondan sonra da Irak Selçuklularını Tuğrul b. Arslan döneminin so­nuna kadar ve Harezmşahlarının Irak üzerine sal­dırmalarına kadarki dönemi ele al­mıştır. Aynı zamanda Irak ve Âzerbay­can Selçukluları konusunda da ayrıntılı açıklamalar yapmıştır.

Kitabın sonunda Râvendî, katiplik adabı ve satranç, şarap, ya­rışma, ok atıcı­lığı, avlanma, hat usulü konusunda ve galip ve mağlup konusunda bir bölüm ve kitabın hatime bölümünü getir­miş. Sonra da  kitabı Giyâseddîn Keyhusrev’in adı ve övgüsüyle bitir­miştir.

Râhetu’s-Sudûr, söylediğimiz gibi bir bölümü sanatlı vezinli bir üslup, bir bölümü de sade ve süslemesiz bir şekilde yazılmış olan Fars nesrinin en iyi eser­lerindendir. Râhetu’s-Sudûr’un sanatlı bö­lümlerinde hikayelere, Farsça ve Arapça şiirlere özellikle Şâhnâme’nin şiirlerine dayanmaya ve onları örnek ver­meye sık sık yer verilmekte­dir. Râvendî’nin sözü, kimi ko­nularda şiir letafetinde, aynı şartları ve konuları taşıyan şiirsel bir düzen içinde yazılmıştır. Râhetu’s-Su­dûr’un edebî özelliklerinden bir diğeri de VI/XII. yüzyılın üstat ve büyük şa­irle­rinden büyük bir bölümünün kasi­delerini içeriyor olmasıdır.

Râvendî’nin kendisi de orta derecede şiirler söylemiş kasidele­rinden ba­zıla­rına da Râhetu’s-Sudûr’da yer vermiştir.