MANSÜR ŞAHNAMELAR

 

MANSÜR ŞAHNAMELAR

 

        Bu dönemin ünlü ve önemli üçüncü Şâhnâme’si Ebû Mansûr Muhammed b.Abdurrezzak’ın Şâhnâme’sidir. Firdevsî’nin Şâhnâme’sinde, birkaç kez yazılı olan kaynaklara işarette bulunduğunu görmekteyiz. Bundan daha önemlisi de Firdevsî’nin kendi Şâhnâme’sinin baş tarafında büyük bir kitap hakkında verdiği haberdir.

        Bu beyitlerde dihkanlar soyundan gelen bir kahramanın em¬riyle yazıl¬maya başlanan ve Dakîkî’nin Şâhnâme’sini yazarken yarar¬landığı ve Firdevsî’nin an¬lattığı kadarıyla Şâhnâme olan bir kitaptan söz edilmekte¬dir. O dihkan soylu kahraman veya o komutan, Horâsân hakimi Ebû Mansûr Muhammed b. Abdurrezzak idi. Bu adam, Tus’un asil soyluların¬dan ve dihkanlar soyu (aristok¬rat) sınıfın¬dandı. İşin başında yani 335/946 yılları civarında ya da ondan bir süre önce Ho¬râsân hakimi Ebû Ali Ahmed b. Muhammed b. Muzaffer-i Çagânî tara¬fından Tus hakimliğine atanmıştı. Aynı yıl içinde Ebû Ali’nin Sâmânî Padişahı üzerine sal¬dırması neticesinde isyancılar arasında yer aldı. Ebû Ali, Merv ve Bu¬hârâ’ya sal¬dırdığı esnada Ebû Mansûr Muhammed’i kendi yerine Horâsân ko¬mutanlığına atadı. Fa¬kat Ebû Mansûr-i Sâmânî as¬kerlerine yenildi ve bir süre Rey ve Âzer¬bay¬can’da kaçak olarak yaşadı. Sonunda Sâmânî padişahıyla dostluk kapısını araladı ve Tus’a geri geldi. 349/960 yılında resmen Horâsân komutanlı¬ğına atandı. Fakat aynı yıl bu makamdan azledildi, muhafız olan Alptekîn, onun ye¬rine atandı. Alptekîn, 350/961’te azledilince Ebû Mansûr, tekrar Horâ¬sân’ın ko¬mutanlık makamını elde etti. Fakat hemen zehirlendi ve 350/961’de hayatını kaybetti. Ebû Mansûr, o dönemin bir kısım emir ve emirlik peşinde olan kimse¬leri gibi kendi nesebini eski şahlara ulaştır¬maktaydı. Onun nesebnâmesi Şâhnâme-i Ebû Mansûrî’nin mukaddime¬sinde aktarılmıştır. Onun bu hareketle¬rinden saltanat ve emirlik iddiasını taşıdığı anlaşılmaktadır. Belki de bu düşün¬cesinden dolayı ya da taşımış olduğu ırkçı taassuptan ve İran’ı seviyor olması ne¬ticesinde kapsamlı bir Şâhnâme yazmaya kalkışmıştır.

        Ebû Mansûr, kendi Şâhnâme’sini düzenlemek için Horâsân ve Sistân’daki ilim adamlarından ve dihkanlardan birkaç kişiyi bu işi yapmak üzere kendi ve¬ziri, Ebû Mansûr-i Mi’merî’nin gözetimi altına aldı. Bu kim¬seler, eski kaynaklar¬dan ve sağlam şifahî rivayetlerden ya¬rarlanarak 346/957’de tamamla-nan ve Ebû Mansûr-i Mi’merî’nin bir giriş yazdığı bir Şâhnâme meydana getir¬diler. Bu giriş bugün eli-mizde mevcut olup Farsça nesrin mevcut en eski örnek¬lerinden biri¬dir. Fakat Şâhnâme-i Ebû Mansûrî’nin aslından geriye bir şey kalma¬mıştır. Bildiği¬miz sadece üç ki¬şinin ondan yararlandığıdır. Bu üç kişi¬den birincisi, Dakîkî-yi Tûsî, Şâhnâme’sinin bin beytini yazarken on¬dan yararlan¬mıştır. İkincisi, Firdevsî Şâhnâme’sini hazırlarken, üçün¬cüsü de Ebû Mansûr Abdulmelik b. Muhammed Sa‘âlibî (ö.429/1037), Gureru Ahbâr-i Mulûki’l-Furs ve Siyerihim adlı kitabını yazarken on¬dan yararlanmışlardır.

         Sâmânîler döneminde yazılan şâhnâmeler dışında, o dönem¬lerde yazıl¬mış olan birkaç mensur kahramanlık destanların varlığın¬dan da ha¬berdarız ki bunla¬rın bir kısmı kahramanlık hikayeleri yazan kimselerin ya¬rarlanma konusu olmuş, bir kısmı da terkedilmiş du¬rumda kalmış ve or¬tadan yok olmuştur. Gerşâsb ha¬nedanı hakkındaki hikayeler, Gerşâsb’ın hikayesi, Neriman’ın hika¬yesi, Sâm, Zâl, Rustem, Ferâmurz, Sohrâb, Barzu, Şehriyâr, Banu Guşesb ve buna benzer diğer bazı farklı hikayeler bunlardandır.

       “Rustem ve İsfendiyâr” hikayesi, “Rustem ve Sohrâb”, “Rustem’in Ha¬berleri” gibi kimi kişisel hikayeler, Firdevsî’nin konu edindikleri arasında¬dır. Tuslu üstad onlara kendi Şâhnâme’sinde yer vermiş, diğer bir kısmına da VI/XII. yüzyıldan sonra gelen kimi şair¬ler, kahramanlık türü manzu¬meleri yazarken de¬ğinmişler¬dir. Gerşâsb-nâme, Ferâmurz-nâme, Âzerberzîn-nâme, Sâm-nâme vb. gibi kah¬ra-manlık destanları bunlardandır.